Zafer Büyük. Ama…
Kamuoyu
Prof. Dr. Ali Murat Vural
“Büyük Zafer”in, eş deyişle Kurtuluşumuzun 88. yılını kutluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetler Günü de deniliyor bu gün için. Ülkemizin en eski, en önemli, en itibarlı kurumlarından birisi ve hassasiyet değeri yüksek bir meslek olması nedeniyle, Silahlı Kuvvetlerimiz elbette zaferimizin kahramanı, ulusumuzun baş tacıdır. Tabiki bugün, askerlerimizin de en özel günüdür. Ancak, unutulmaması gereken, zaferin gerçek sahibinin millet olduğudur.
Zaten asker de yine bu ulusun kendisidir. Askere, davul zurna ile giden başka bir ulusun evlatları var mıdır? Duymadık, görmedik. Düğün halayı ile gidip bayrağa sarılı tabutta dönen bilmem kaç bininci evladı için, “Vatan sağolsun” diyen bir ulus var mıdır? Yoktur. Peki geçtiğimiz 15 gün önce 26. yılını bitiren teröre, yarattığı acıya, onbinlerce gencin yitip gitmesine, bilmem kaç yüz milyar dolar paranın heba olmasına sabırla katlanan bir millet var mıdır dünyada? Yoktur. Olmaz da. Ya, ağzının tadı kaçmış, mutsuzluğa mahkum olmuş, geleceği belirsizleşip, bölünmenin eşiğine gelmiş olduğu halde, olup biten saçmalıklara, göz boyamalara, boş laflara, yalanlara ve hainliklere böylesine susup, tevekkül getiren bir milette var mıdır şu alemde?
Evet, ortada konuşulması gereken 88 yıl önce kazanılmış bir zafer var. Var ama, ya sonrası? Bu zaferin bu gidişle daha kaç yıl kutlanılabileceğini sanıyorsunuz? Eğer bugün bu soruyu sorma noktasına geldiysek, işte o zaman zaferin sonrasını konuşmak gerekiyor demektir. Ne olmuştur da muhteşem zaferli bir Kurtuluştan ve mucizevi bir Kuruluştan sonra, bugün bölünmeye gelmiş bulunuyoruz. İnanmıyorsanız açın memleketin gazetelerini, izleyin televizyon kanallarını, göreceksiniz ki ipini koparan heyecanla bölünmeyi tartışıyor. Bundandır ki Kürtleri temsil ettiğini söyleyen partinin lideri ile üç beş milletvekili, gaza gelmiş ortalıkta dolaşıyor, nefretle, tehditle ve hatta meydan okumayla bölünmeyi konuşuyor.
Fakat memleket öylesine bir halde ki, aydınımız, savcımız, siyasetçimiz, bürokratımız, polisimiz, askerimiz öylesine muhteşem demokratik olgunluktalar ki, memleketin bölünüşünü demokratik hoşgörü zemininde, hak ve hürriyetlerin kullanımı, ifadenin özgürlüğü olarak izliyorlar.
Neyse, Zaferin 88. yılına dönelim ve şu tarihi hatanın altını çizelim: Ortada var olan zafer, ulusun onurunu koruma, bağımsızlığını kazanma, üstündeki işgale son verme zaferidir. Bu nedenle zafer, gerçek sahiplerine iade edilip, yeni kuşaklar tarafından içselleştirilmesi, bu kuşakların heyecan ve duygu seline dönüşmesi gerekirken, askerlik mesleğini icra etmekte olanların yıllık ve rutin yükselme ve atamaları, Yüksek Askeri Şura Kararları, disiplin cezaları, emeklilik ve görev devir törenleri ile bu törenlerde yapılan konuşmalara indirgenmiş ve böylelikle de mahvedilmiştir. Son 40 yılın kuşağı için hiçbir anlamı yoktur 30 Ağustosun. Anlaşılmamış ve içselleştirilmemiştir, paşalarımızın törenleri sayesinde.
Bu nedenledir ki bugün Ordularımızın komutanlarıyla kedinin fare ile oynaması gibi oynanmakta ama ülkenin bu en vazgeçilemez kurumu için, kamuoyunun kılı bile kıpırdamamaktadır. Daha önemlisi, bırakın kamuoyunu, kamu vicdanının rahatsız olduğu bile şüphelidir. Diyebilirsiniz ki Ordumuzla, komutanlarımızla oynayanlar bizden değil, dışardan. İyi de o zaman onca mücadele vermiş, memleketin dağları uğruna hayatından vazgeçmiş, düşmana kök söktürmüş, iki kuruş maaşa hizmet eden bu adamlara, bu memleketin sahip çıkacak hiç mi kimsesi, kurumu, kuruluşu kalmamıştır? Dışardan birileri oynuyorsa, içerdekiler neden bu oyuna bu kadar sessiz kalıyor o zaman? Çünkü Zaferle ilişkilendirilmiyorlar.
Mesele, askeri geçit törenleri yapmak, tankı topu, jilet gibi komandoyu göstermek, jetlerle taklalar atmak meselesini çoktan aşmıştır. O jetler taklalar atarken, memleket bölünmeye takla atıyorsa, neyin zaferi, neyin bayramı, neyin kutlamasıdır ki bu? Zaferin 88 inci terörün 26 ıncı yılında Dumlupınar’dan, Afyon’dan, Gabar’dan Şemdinli’den on binlerce gencin ruhu kalkmış ordan yuh çekiyorlar hepimize, neyin resepsiyonudur ki bu?
Yazarın Diğer Yazıları 26
- Sorunlar ya da Olaylar, Asla Görünen Nedenlere Bağlı Değildir.
- Yazıyor ya da Konuşuyorlar Ama Yaptıkları Sadece Spekülasyon
- Kapitalist Dünyada Hizmeti Veren İle Alan Arasındaki Farklılaşan Bakış Açısı
- Dayak Yiyip Katledilen Doktorlar ve Meslek Örgütlerine Dair…
- Askeri Müdahalelerle Hesaplaşma Eğer Demokrasiye Hizmet Edecekse Sorun Yok
- Madem ki 12 Eylül Askeri Darbesini Yargılıyorsunuz, O Zaman….
- Toplumsal Güvenin Onarımı İçin İşe Önce Yargıdan Başlamak Gerekiyor…
- Gördük ki Devlette de Özel Sektörde de Aslolan Kadroymuş Meğer
- Hiç Değilse Soru Sormak da Bir Şeydir…
- Değişen Dünyayı Görüp Anlamak ve Gereğini Yapmak Varken…
- İşi Altmış Altıya Bağlamadan Memleketi Okuyup Anlamak Varken…
- İnsan Hiç Mi Biraz Yıldızlara Yükselip Oradan Bakamaz Aşağıdaki Meselelere?
- Siyaset Kurultayların Değil Halkın Ne Söylediğini Anlayarak Yapılıyor
- Atatürk’ün Ne Yasalar Ne de Kurumlar Tarafından Korunmaya İhtiyacı Yoktur
- Aslında Olup Biten İtiraz Demokrasisidir Ama Arkası Yoktur…
- En Az Güven Duyulanlar: Medya, CHP, Politikacılar
- Siyasetin Meselesini Sahiplenen Bir Medya İletişimin Aracı Olamaz
- Bunca Üzüntüye Sıkıntıya Dayanabilecek Bir Millet Olmak…
- Yüzde Sekseni Karşılayan Vergi Mükellefi Beşbin Değil de Onbin Olsaydı….
- Eğer Bu Rakamlar da Sizin İçin Bir Anlam İfade Etmiyorsa…
- Yapılırken Susup Yapıldıktan Sonra Ahkam Kesmek Daha Keyifli Değil mi?
- Biraz da “Demokrasinin Neresindeyiz?” Konusu Tartışılsa da Öğrensek…
- Tarihteki Olaylar ve Kişiliklerle Hesaplaşmanın Dayanılmaz Hafifliği…
- Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olan Bir Muhalefet Anlayışıyla…
- Vak’alar ve Sonuçlar Üzerine Konuşmak İşin Kolay Yolu.
- Cumhuriyeti 10. Yıl Marşı İle Kutlasan Ne Olur Kutlamasan Ne…
- Amerikalılar Niçin Tank Kullandı ya da Bir İletişim Mecrası Olarak Çağdaş Sanat
- Adamlar Bir Askerine Karşı Bin Kişi Verirken…
- Basın Özgürlüğü Gazeteciye mi Aittir Yoksa Vatandaşa mı?
- Ölü Bir Beden Üzerinden Gazetecilik Yapmak…
- Y Kuşağının Karşısına Çıkan Öğretmen Yönetici Amir İş Adamı vs.
- İşlev ve İtibar Kaybındaki Meslek Örgütleri…
- Milli Misak Meselesini de Artık Tartışsak mı Acaba?
- Büyük Devlet Olmanın Gereğini Yapabilmek
- Mesele Oynayanlarda Değil, Oyuna Gelenlerde…
- Büyük Toplum Olmak O dur ki….
- Tutarlılık, Adalet, Denetim ve Devamlılık Sağlanamadığı Sürece…
- Hangi Toplumsal Sınıf Memleketle Daha İlgilidir Sizce?
- Gökteki Yıldızlar Yere İndirilip Dokunulmazlara Dokunulunca…
- Gazeteci mi Kamuoyunu Yönetir Kamuoyu mu Gazeteciyi?
- Türkiye Değerler Araştırmasını Okuyamayan Türk Aydını Meselesi…
- Medya Tüm Ülkelerde İtibar Kaybında. En Çok da Türkiye’de…
- Gerginlik Sarmalının Sonu Yoktur…
- Sormuşlar: “CHP’ye Oy Verme Nedeniniz Nedir?”
- Yargıyı Suçlamadan Önce Yasayı Yapanı Görmek Gerek
- Siyasetin Dilinin ve İletişim Yöntemlerinin Değişmesi Gerekiyor
- İşte Asıl Şimdi Uzlaşma Becerisini Hayata Geçirme Zamanıdır
- Gelin Memleketin Gençliğini Yakından Tanıyalım
- Simav Depreminin Birkez Daha Gösterdiği
- Bir Hatırlatma ve Hakkın İadesi…
- Urfa Valisi Nuri Okutan Diyor ki…
- Bir Devlet İtibarını Nasıl Kaybeder?
- Seçim Beyannameleri Aslında Birer Gelecek Tasarımıdır
- Anayasanın Değişmez Denilen Maddelerini Değiştirme Mücadelesi
- Emanete Sahip Çıkacağım Diye Koltuğa Sıkı Sıkı Sarılınca…
- Topluma Hasar Veren Kişilikler
- Her Şey Yasalara Uygunsa Neden Rahatsız Oluyoruz?
- Halkın Gündeminde ve Gönlünde Yer Alamayınca…
- Ah Şu Meydanlar, Salonlar, Kalabalıklar…
- Arap Halklarının Ayaklanmasını Anlayabilmek…
- İnsani Gelişmişlikte 83. Sırada Olmak…
- Şu Anadil İle Oynanması Meselesini Anlasak…
- Memleketin İlk Dört Meselesi…
- Sağduyunun Haykırışlarını Okuyabilenlerle Okuyamayanlar
- Ölümlü / Yaralanmalı Kaza Yapan Sürücülerin Yüzde 78’i İlkokul Mezunu
- Adaleti Kaybetmeyeceğimiz Yıllar Dileğiyle…
- “Yol Kesip Okuma Öğretiyor…”
- Sorun Toplumda Değil Aydında
- Yumurta Atan Üniversiteli Gençler Meselesi…
- T.C. İle Kavga Etmek İşin Kolay ve Keyifli Yolu
- Siyasetin Bu Dili Değişmediği Sürece…
- “Baba Beni Okula Gönder” Diyen Kızların Olduğu Bir Ülke…
- Siyasal İletişim Neden Yapılır?
- Mış Gibi Yapmak Meselesi…
- Medyanın Görmezden Geldikleri Şimdi Medyayı Görmezden Geliyor
- Varlık İçinde Yokluk Çeken Bir Türkiye
- Genç Nüfusumuz Rekabetçi Avantajımızken Dezavantaja Dönüşmeden…
- Değişim Değil Dönüşümdür Bu Yaşanan
- Partiyi Özel Mülkiyeti Gibi Görenlerin Siyasete Verdiği Zarar…
- Kampanya Anlayışını Bile Değiştirmesi Gerekiyor…
- CHP ve Seçmeni…
- Arapların Demokrasimize Olan Hayranlığı
- Zafer Büyük. Ama…
- Bilgilenmek ya da Cahil Kalmak Artık Kişinin Kendi Tercihine Kalmıştır
- Üç Yeni Silahşör / New Three Mu/screen/eter (Musketeer)
- Köşe Yazarı…
Yorumlar
Etiket Bulutu
Videolog
Arama
Kategoriler
- Araştırma/ Makaleler (11)
- Eğitim-Estetik-Eğlence (130)
- Etkinlikler (44)
- Filmler (42)
- Kitaplar (44)
- Genel (325)
- Manşet (257)
- Söyleşiler (8)
- Takvim (215)
- Videolog (17)
- Konferanslar (16)
- Röportajlar (1)










Merhabalar Hocam,
TSK o kadar da temiz değil. Nato ordusu bizim ordumuz. Herkesin bir subay tanıdğı vardır. Herkes bilir ki ABD’den icazet almayan hiçbir subay Orgeneral olmamaz bu melekette. Bunun aksini ispat eden bir örnek bile Türkiye’de yoktur. Emekli olan subaylar sayısız ihanetler anlattılar kitaplar yazıdılar. 300 teröristi sarıp imha etmek üzereyken Ankara’da bir emirle çok teröristin hayatı kurtarılmıştır.
Bu şu anlama da gelmez: O zaman TSK’yı da Fatulllah Efendinin Cemaati ele geçirsin ve adam etisn. Tabi ki buna karşıyız. Ama önce teşhisi doğru koymamız gerekir. Artık TSK kimsenin uydu ordusu olmasın. Türk Ordusu, türk milletinin emrinde olsun.
Şuan hükümetimiz tüm günahı orduya yıkıyor. Ama kimse demiyor ki “kardeşim bu memleketi TSK mı yönetiyor yoksa T.C Hükümet mi? ” Türkiye’deki her türlü sorundan hükümet sorumludur. Anayasa’nın özünde bu var. Terörle ilgili bir sorun çıktığından ne zaman Milli Savunma Bakanı çıkıp hesap verdi ya da sorunun çözümüne yönelik hesap sordu. Tabi ki bunlar olmadı. Öyleyse bizim memleketçe sorunumuz: Yönetim Sistemimizin sağlıklı çalışmamasıdır. Türkiye’nn yönetim sorunu vardır.
AKP hükümetinin çok iyi yaptığı bir şey var: Kendisi için tehdit gördüğü kurumların hatalarını çok iyi kullanıyor. Ve bunu iç sayette hep propaganda aracı olarak kuruyor hem de hedef aldığı kurumu etkisiz hale getiriyor. Özetle AKP propaganda ve poltikayı gereğinden çok daha iyi yapıyor. Sistemin açıklarını kullanıyor, sisteme sızarak sistemin ta kendisi oluyor. Ş
AKP’yi dengeleyecek bir parti şuan olmadığı için bu durumun böyle davam edeceğini inanıyorum. CHP ve diğer partilerde şuan için hiçbir umut yok. Şuan milliyetçi bir parti(mhp gibi hadım edilmiş ve içi boşaltılmış bir milliyetçilikten bahsetmiyorum)
2011′de maclise girmesi olası .O zaman AKP biraz dizginlenecektir. Artık bakıp göreceğiz. Kürtlere yapılan inanılmaz tavizler ülkenin çoğunluğunda derinden bir rahatsızlık yaratıyor. O zaman AKP biraz dizginlenecektir.
AKP’nin bilerek ya da bilmeyerek beslediği milliyetçilik gelecekte Kürtlerin geçmişte ermenilerle aynı kaderi paylaşmalarına neden olacağa benziyor. Çünkü artık Türkler arasında da “kürtlerle yaşamak istemiyoruz” sesleri derinden hissedilmeye başladı. İstanbul ve diğer büyük şehirler yaşayan kürtlerin(zenginler dahil) sürülmesi artık fantaziden çok bir zorunluluk halini aldı. Çünkü başka çözüm yolu yok.
Sayın hocam güzel yazınız için tebrik ederim. “Bu yazıyı bir yerden tanıyor gibiyim” derken sizden bir gün sonra,
http://manisamanset.gen.tr/113-Geregini_yapmak_varken8230.egebilsis adresinde okuduğumu hatırladım. Yeniden baktım, birebir “kopyala – yapıştır” olduğunu gördüm. Emeğe duyduğum saygı nedeniyle bildirmeyi bir borç bildim. saygılar…