Öykü Serter’le BBG’den bugüne televizyonun evrimi
Etiketler: Biri Bizi Gözetliyor, Medya, Öykü Serter, televizyon
Röportaj: Yeşim Sarıer AKSU
Türkiye’de özel televizyonların ve müzik kanallarının yeni başladığı dönemlerdi. Vahşice televizyon kültürü oluşturmaya yeni yeni başlamıştık. Müzik kanalı neydi, VJ neydi daha yeni öğreniyorduk. İşte tam da o dönemde değişik Türkçesi ve kıvrak zekasıyla genç bir sunucu ekranlarda göründü. Bir müzik programı yaptı, adı da 5’te 5’ti… Programda kliplerden çok onun sunumları konuşulmaya başlandı.
Sonra çok tartışılan Biri Bizi Gözetliyor dönemi geldi. Türkiye’de olur mu olmaz mı derken tam 10 sezon sürdü. Yanlışıyla doğrusuyla yeni bir bakış açısı getirdi televizyon ekranlarına. Onun da daimi sunucusu yine aynı isimdi: Öykü Serter…
Serter, sonrasında yine birçok programın sunuculuğunu yaptı ve kendi sunum tarzını hep o programlara yansıttı. Şimdiyse akademik kariyer yapıyor. Yıllardır içinde olduğu sektöre bir de akademik gözle bakıyor. Öykü Serter’le televizyon dünyasına başladığı yıllarla bugün arasındaki farkları ve yeni izleyici profilini konuştuk.
-İlk olarak televizyon dünyasıyla buluşmanızdan söz açmak istiyorum. Sizi ilk olarak 5’te 5 programında tanıdık. Nasıl oldu, nasıl başladınız?
Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Mesleğe de 1994-1995 yılında Ankara’da Capital Radyo’da başladım. Sonra 1996 sonunda İstanbul’a geldim. İstanbul’da Radyo 5, NR1’la devam ettikten sonra, Cine 5’te bir müzik programı yapmamı istediler. Herkesin hatırladığı 5’te 5 programını ilk orda yaptım, sonra Show TV’ye alındı. Bu arada bir de habercilik yaptım. TGRT haberde “Öykü’nün Öyküleri” bölümünü hazırladım.
Arkasından Biri Bizi Gözetliyor (BBG) geldi. Yanılmıyorsam bir 10 dönem kadar, dağda kırda bayırda, yazlık kışlık bir BBG dönemi oldu. Sonra Akademi Türkiye… Onun da en son ikinci sezonunu yaptık KANAL 1‘de ama ilki kadar iyi olmadı. Rapstar var, diziler var. Kariyer anlamında her bir şeye dokundum yani. Ben kapı çaldım, ben geldim bunu yapmak istiyorum dedim. Kotarabileceğini anladığın zaman zor olmuyor. Kafan da çalışıyorsa eğer oluyor.
-Türkiye’de 1994-1995 özel kanalların yeni yeni oturmaya başladığı dönemler. Nasıldı o zaman televizyon dünyası, şimdiyle arasında ne farklar var?
Şimdi bir sistematik oluştu. Eskiden izleyiciyi tanıyan kanal yöneticisi çok azdı. Ama şimdi izleyicinin geniş profili biliniyor. Kalabalıklar ne izler, insanlar neyi yakalar, artık biliniyor. Niye Ağa dizisi, niye mafya dizisi? Yani izlenen şeyin çerçevesi belirlendiği için onun içinde döndürmeye çalışıyorlar program akışlarını. Bu da çok kısıtlı bir alan yaratıyor. Bugün televizyonların sığlaşmasının ve yaratıcılığın ölmesinin en büyük nedeni de bu aslında.
-O zaman bir yandan profesyonelleşiyor televizyonlar ama diğer yandan da aynı kısır döngünün içerisine giriyor gibi…
Evet, yani bize ait olan değerleri bozuk para gibi harcıyoruz. Onu şekillendirmek için etnik kökenlere kaymaya başladık şimdi de. Dizilerde özellikle sosyal statü farklılıkları, Aşk-ı Memnu’daki gibi zengin hayatlara özenme gibi yöntemler kullanılıyor. Yani aslında kodlar çözüldü, onun üzerinden gidiliyor. Bir anlamda raylar döşendi, şimdi onun üzerine hangi lokomotifi koysak diye şapkadan tavşan çıkarılmaya çalışılıyor. Halbuki her şey aynı.
-Sizin başladığınız dönemlerdeki en büyük sıkıntınız neydi?
Kamera önü olarak düşünürsem, görseli destekleyecek çok büyük prodüksiyonlar yapılmıyordu. Genelde iç yapımlardı. Kanal kendi içinde döndürmeye çalışıyordu. Özellikle BBG dönemiyle birlikte uyarlamalar başladı. Birçok program, alındı getirildi ve yapıldı. Ancak uyarlamaların bir standardı vardı, yurt dışında programı yapanlar sizde de aynısını istiyorlardı. Böylece bütçeler büyüdü.
Bugün artık DNA’yla birlikte ruhsal kodlarımız da çözüldü. Çözüldüğü için de biraz ondan biraz bundan,biraz da şunu koyalım, bir güzel ve yakışıklımız olsun. Tamamen Hollywood mantığının pazarlama yaklaşımı.
-Böyle, ‘bir zamanlar televizyon’ tadında soruyorum ama sizin yaşınız son derece genç. Ancak siz çok erken başladınız mesleğe. Bu yüzden böyle sanırım?
Tabi 21 yaşında başladım. Şimdi televizyonun eşik bekçileri olanlar daha yeni yönetici konumundaydılar o zaman. Benimle beraber yeni başlamış arkadaşlar şimdi yönetici konumundalar. Sektörde de bir yerleşme ve taşların yerine oturması tabiiki oldu. Bir nesil geçti. Özel televiyonların ilk başladığı zamanlarda karar mekanizmalarında olan insanlar değiştiler.
Ama bugün baktığımda dizilerin pazarlanabiliyor olması beni çok mutlu ediyor, yarışmalarımız pazarlanıyor.
-BBG sizinle birlikte başlayan bir dönem. O zaman çok tartışıldı bu programlar. Hâlâ da bazen tarıtışılır. Sonra bu tür yarışma programları bir fenomen oldu, ancak devam ettirilmiyor artık. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Neden devam etmedi?
BigBrother dünyada devam ediyor. Oralarda daha uzun soluklu oluyor. Oradaki çeşitlilikle bizim burdaki çeşitlilğimiz aynı değil.
-Bizim kültürel kodlarımız farklı. Bunun da etkisi büyük sanırım.
Tabi ki çok farklı. Niye devam ediyor, çünkü orada seksi de verebiliyorsun evin içinde. Tüm gerçeği verebiliyorsun. İnsanların hepsi sanki doğuştan star olabiliyor. Sokaktaki adama muhabir mikrofon uzattığı zaman adam espri yapabiliyor, konuşabiliyor. Özgüven boyutumuz farklı.
-Etik anlamda da tartışıldı. Siz bu tartışmaların neresindeydiniz?
Ben hiç eleştirel yaklaşmadım. Çünkü bir gerçeklik var. Üretilen bütün sanatlarda o gerçekliği bulabilme çabası var zaten. Burada tıpkısının aynısı tamamen olduğu gibi karşında. Senin evinde yaşadığın şey bir anda ikon haline gelebiliyor. Niye? Çünkü iyi ki onun gibi değiliz, keşke onun gibi olabilsek duygusu yaratıyor. Onun yerine düşünmeyi, ben orda olsam ne yapardımı düşünmeyi seviyor insanlar.
-Şimdi de aslında sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılıyor özel hayatlar…
Çünkü artık herkes star. Ama bizde starlık kavramı yok. Bütün oscar ödüllerini sunanlara bakın. Yok bizde öyle biri. Olamaz da. Çünkü, senin kitlen izleyici profilin o kültüre sahip değil. Klasik müzik bilmiyor mesela. O starın geçtiği tedrisattan geçip aldığı eğitimi bilip de onunla parelel zevkleri paylaşması mümkün değil. O yüzden bizim starlarımız hep eğitimsiz. Çünkü halk ondan anlıyor.. AB Halk bunu istiyor doğru bir laf bence. Kanalların bu savunması doğrudur.Kaliteli iş yap. Niye olmuyor, olamaz çünkü o algı yok.
-Niye uzaklaştınız televizyondan? Akademik eğitime nasıl karar verdiniz?
Televizyondaki kriz. Dizilerin ağırlıklı olması, reklam verenin dizileri tercih etmesi, benim tercih edildiğim formattaki yarışmaların yapılamıyor olması… Her sezon 70 diziyle giriyorlar. Dolayısıyla durağan bir döneme girdi. Bütçe kalmadı. O dönemde de kendime yatırım yapayım, biraz uğraşayım dedim. Galatasaray Ünivesitesi’ne yüksek lisans için girdim. Sonra arkasından durağan dönem devam ettiği için Bahçeşehir Üniversitesi’nde doktora yapayım, ona bulaşıyım dedim. Şimdi sinema ve medya doktorası yapıyorum, daha kuramsal.
-Peki düşünüyor musunuz akademik anlamda kariyer?
Kesinlikle düşünüyorum. İnsanlarla iletişim kurabilmek için yayından ve radyoculuktan daha önemli bence. Radyoda trendi dinleyici aradığında takip edersin. Ama artık karşına gelen öğrenci senden çok daha bilgili olabilir. Onun için acayip donanımlı olmak lazım. Hep algıyı yüksek tutmak, ondan daha iyi bilmek zorundasın.
Çünkü artık herkes ünlü olabilir, herkes herşeyi bilebilir. Şu anda sosyal paylaşım ortamlarında gerçekten çok bilge insanlar var. Hayranlık duyualabilecek bakış açıları, dünya görüşü var bu insanların. Bu beni korkutuyor. O yüzden Okan Bayülgen’e katılıyorum, herkesin kendi televizyonu olabilir ileride. Herkes internetten yayın yapabilir. Niye takip etsin seni?
Şu anda bir ürün ortaya koyuyorsun ekranda, sonra bir anda bir bakıyorsun forumlarda, sözlüklerde her türlü eleştiri yapılabilcek ortamda oluveriyorsunuz. Popüler her iş için acımasızca bir eleştiri var. Eskiden çok uzaktaydı artık o kadar da uzak değil. Artık mesafeler kalktı. Biz de zaten hiç yaşanamadı. Demi Moore da twitter’da ama o bir star. Bizim ikonumuz yok.
-Niye oluşturamıyoruz?
Temellenemez çünkü; önce ikon olarak koyuyursun sonra bir yandan başlıyosun vurmaya. Görülecek tek yer televizyon. Bir yandan da herkes muhabir, herkes televizyoncu. “Bu yaz sizi muhabirimiz olarak istiyoruz” diye magazin sitelerinde duyurular var. Bir başka reklamda “Şöhret olmak hiç bu kadar kolay olmamıştı, 15 dakika.com” Gerçek bu, twitterdaki yazarlara baktığında kendini twittleriyle şöhret yapanlar var. Herşey postmdoern, herşey eklektik. Al yapıştır koy seninmiş gibi yap..
-İnternetin bu kadar yaygınlaşmasıyla birlikte gelecekte nasıl görüyorsunuz medya dünyasını?
Artık reklamcılık da bitiyor. Artık sosyal sorumluk işleri çok büyük paralarla yapılıyor olacak. Ayrı medya ortamı. Şirketler bunlara sponsor olacak diye düşünüyorum. Çünkü yapılan araştırmalar, gösteriyor ki Aşk-ı Memnu’nun profilindeki hiçbir izleyici oradaki herhangi bir ürünü takip etmiyor. Reklam verenin mantıklı para yatırmayı öğrenmesi gerekir.
-Yarışma programları neden tutmuyor?
Televizyonların müsamahası yok, her şey çok hızlı haraket ediyor. Eskiden bunları değerlendirebilecek mecralar yoku. Şimdi programa giriyorsunuz yayınlanıyor. Programcı da kendini anında internetten takip ediyor. Gerçekten herkes herşeyi takip ediyor. Dizinin oyuncuları öğrenmeden forum yazarları dizilerin kalktığını öğreniyor. Bu kadar ciddi çalışan siteler var.
Açıkçası şu anda sanki çürük temel üzerine kurulmuş bir plaza duruyor yukarıda, aşağıda kaynayanın farkında değil hiç kimse. Volkan gibi patlayacak..
-Televizyona dönmeyi düşünmüyor musunuz? Çalışmalarınıza sadece akademik olarak mı devam edeceksiniz?
Galatasaray Üniversitesi’nde ‘postmodern din: şöhret’ üzerine tez yazdım. Doktoroda da komplo teorileri, ütopyalar kurma ve ütopyaların yıkılışı üzerine bir tez hazırlamayı planlıyorum.
Dolayısıyla şimdi kafalar buralara çalışırken beğenmediğim bir şeye dönmek çok zor geliyor. Ama ben televizyondan para kazanıyorum, hayatımı idame ettirmek için bu işi yapmak zorundayım. Dolayısıyla şartellerimi kontrol edebilmeye çalışıyorum. Çok bileni indirip, az bilenle televizyonda iş yapma gayreti içindeyim. Çünkü çok bilen olduğun için daha soğuk olursun, ukala olursun, kendini beğenmiş olursun. Seyirci zaten seni öyle kabul etmez. Kendine üstünlük tasladığını hissettiği karakteri tamamen reddeder.
-Şu anda bana verseler şunu yapmak isterim dediğiniz bir proje var mı ?
Müzik kanalı… Hemen söylemek istiyorum “ MTV’mi geri istiyorum” ama Türkiye değil. Beni dünyayla lütfen koparmayın. Benim düşündüğüm kanalın içinde etkinliği var, festivali var, sunucusunu yetiştirmeye kadar var. Sen güzelsin kızım gibi birşey değil. Şarkıların rotasyonunu ayarlamak var. Biz Amerika’da KISS FM’i kurmuş bir adamdan eğitim aldık 2 yıl. Benim 5’te 5’te yaptığım VJ’lik değildi. Herkes VJ’di zaten o zaman. Şimdi artık sıradan olmayıp kendini yenilemek gerekir. Söylediğinden birşey öğrenmeli izleyici. Ekrandaki sussa da şarkı başlasa dememeli.
Yazarın Diğer Yazıları 6
- Kofi Annan:“Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nin Kalıcı Üyesi Olmalıdır”
- Prof.Dr.Şengör:“Atatürk gelmiş geçmiş en iyi sosyal bilimcidir”
- Prof. Dr. Kadıoğlu: “Bireysel çaba çok önemli”
- Fleisher’dan“PR’da Yeni İş Geliştirme Trendleri”Konferansı
- Bersay İletişim Enstitüsü İlk Burslarını Vermeye Başlıyor…
- BİE’de Sinema Muhabbetleri Devam Ediyor…
- Gül: Yeni bir dil inşa edilmeli
- Ali Saydam’la Türkiye’de PR’ın ve Bersay’ın 20 yılı üzerine…
- Ali Saydam’la Türkiye’de PR’ın ve Bersay’ın 20 yılı üzerine…
- Başka türlü bir gazetecilik: Celal Pir
- Öykü Serter’le BBG’den bugüne televizyonun evrimi
- Ahmet Hakan BİE’deydi…
- HATAY: Marka = Taahhüt
Etiket Bulutu
Videolog
Arama
Kategoriler
- Araştırma/ Makaleler (11)
- Eğitim-Estetik-Eğlence (130)
- Etkinlikler (44)
- Filmler (42)
- Kitaplar (44)
- Genel (325)
- Manşet (257)
- Söyleşiler (8)
- Takvim (215)
- Videolog (17)
- Konferanslar (16)
- Röportajlar (1)










