İletişimde Propaganda (4) | Bielog | Bersay İletişim Platformu Blogu

Arın Saydam

Propagandada hedef kitlenin algılamasının ya da davranışının değiştirilmesi söz konusudur. Başka bir deyişle propagandacının (kişi ya da kurum) hedef kitlesinden bir geribildirim alıp, kendisinde bir değişiklik yaratması söz konusu değildir. Yani tek taraflıdır. Grunig’in de belirttiği gibi tek yönlü ve asimetriktir. James L. Tolley’in 1998 yılında dediği gibi “Bana göre halkla ilişkilerin gelip dayandığı nokta, insanların sizin istediğiniz gibi davranmasını sağlamaktır.”[1]

Tarihte en çok etkisini gösterdiği yer olan psikolojik savaş dışında propaganda, özellikle kapitalizmin dünyaya hâkimiyeti ile sinema ve televizyonda propaganda kendisine çok önemli bir yer bulmuştur.

“Peki ya kapitalizmin propagandası? Birçok yazar, imgeye boğulmuş kapitalist tüketimcilik ortamındaki egemen ideolojik davranışların yaygınlaştırılmasını Hollywood filmlerini, televizyon haberlerini, reklamları ve kitle iletişim araçlarının diğer alanlarını analiz ederek ortaya çıkarmıştır.”[2]

Özellikle Sovyet Bloku’nun çökmesi ile birlikte kapitalizmin hâkim olduğu bir dünyanın oluşması, teknolojinin gelişmesi ve küreselleşme kavramının geriye dönülemez bir biçimde yerleşmesi fikir ve değerlerin yaygınlaşması için kullanılan araçları da etkilemektedir. İnternet kontrolü güç bir mecra olsa da eğlence ve gösteri dünyası kontrol edilebilir bir mecra olarak önemini artırmaya başlamıştır. Eğlence ve gösteri ya da başka bir deyişle hazza hitap etme ve popüler kültürün ürünlerini kullanma zamanı gelmiştir.

Nobel Ödülü sahibi ve Eski İsrail Başbakanı Şimon Peres Hollywood ve kapitalizmin yaygınlaştırılması ile ilgili şunları söylemiştir:

“Günümüzde Amerikan Rüyası, Hollywood filmleri yoluyla küresel boyutlarda ihraç ediliyor. Oysa Amerikan Rüyası, aslında dünyanın geri kalan bölümünde -daha iyi bir hayat peşinde koşarken bu kıyılara gelen göçmenlerin gönüllerinde ve zihinlerinde- doğdu.”[3]

Amerika, dünyadaki varlığını kendi resmi sınırları dışında yaygınlaştırmak için sadece Hollywood yapımı filmleri değil, aynı zamanda eğlence dünyasının vazgeçilmezi olan televizyonu kullanmaktadır. Hollywood filmlerinin yanı sıra bir de “CIA’in nüfuz edemediği yerlere ulaşan MTV” bulunmaktadır.[4]

Hollywood ise artık tüm dünyayı fikri ile beslemeye, ikna etmeye, algıları değiştirmeye başlayan bir çekim noktası haline gelmiştir.

“Hollywood küresel kültür merkezidir; her iki anlamda merkez. Hemen hiç kimse, onun güç alanının dışında değildir. Miki Fare, Bruce Willis ya da Amerikan uygarlığının, zorla yutturulan öteki ürünlerine karşı Fransızların duydukları hınç iyi bilinir. Ama Fransız aydınlarının, 1992’de Paris yakınlarında Euro Disney’in açılmasını protesto etmiş olmasına ve ithal kotaları üstünde büyük bir mücadele vermesine karşın; ‘Terminator 2’ filmini, Fransa’da gösterilişinin ilk ayında beş milyon kişi seyretti. ‘Dallas’ın, kültür emperyalizmi anlamına geldiğini ilân ettiği için Amerika Birleşik Devletleri’nde anlık bir şöhrete kavuşup, şeytan gibi gösterilen Fransız eski kültür bakanı Jack Lang’ın ta kendisi; Fransa’nın sanat alanındaki en yüksek payesini, Elizabeth Taylor’a ve -kusursuz kültürel başarı örneği olarak da- Sylvester Stallone’ye verdi. Parmak basmak istediğim, katıksız bir ikiyüzlülük değil, daha derin bir şey: Bağımlılık. İnsanlar genellikle kendi yerli kültürlerini yeğleseler bile, ikinci gözde tercihleri Amerikan ürünleri oluyor. Amerikan popüler kültürü, milyarlarca kimsenin hem sevdiği hem tiksindiği, ama severek tiksindiği çağdaş intikam tanrıçasıdır. Hasımlık (antagonizma) ile bağımlılık birbirinden ayrılamaz.”[5]

Popüler Amerikan kültürü iki ana medya ile yayılmaktadır: Televizyon ve sinema. Her ikisinde de propagandada çok önemli yer tutan imgeler, simgeler, görsellik vardır. Mesajlar klasik propagandada olduğundan daha eğlenceli halde sunulmaktadır ve hedef kitlenin ikna edilmesi çok da zor değildir. Tıpkı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan’ın dediği gibi artık “Medya (ortam) mesajdır.”

Meyda eleştirmeni ve kuramcı Neil Postman’a göre ise modern televizyon izleyicisinin birçok ilgi ile yüklenmesi ve imgelere dayalı propagandaya tabi tutulması ile ilgili şu metaforu bulmuştur: “Bilgisizlendirme”. Postman şunları yazar: “Bu sözcüğü aynen CIA ve KGB’deki casusların kullandığı anlamda kullanıyorum. Bilgisizlendirme yanlış bilgi verme demek değildir. Sözcüğün anlamı bilgiyi saptırmaktır, yani yanlış yerleştirilmiş, parçalanmış ya da yüzeysel bilgidir –bir şeyin biliniyor olması gibi bir yanılsamaya sokmak ama aslında bilmek eyleminden uzaklaştırmaktır.”[6]

Hollywood ya da televizyonun birer propaganda aracı olarak kullanılmasının yanı sıra, kapitalist sistemin gerektirdiği rekabet ortamında hem iş hayatında hem siyasi hayatta hem de çıkar örgütlerinde propaganda tek yönlü, algılama ve davranış değişikliği yaratmaya yönelik, sonuç odaklı kullanılan iletişim yöntemlerinden biridir.


[1] James E. Grunig, Halkla İlişkiler ve İletişim Yönetiminde Mükemmellik, İstanbul: Rota Yayınları, 2005, s.51

[2] Toby Clark, Sanat ve Propaganda: Kitle Kültürü Çağında Politik İmge. Esin Hoşçu (çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1997, s.19

[3] Sydney Pollack, “Soğuk Kuşatmadan Eğlendirmeye: Out of Hollywood”, New Perspectives Quarterly Türkiye, Cilt 1, Sayı 3, Sonbahar 1998, s.6

[4] Nathan Gardels, “Soğuk Kuşatmadan Eğlendirmeye: Medya-Sanayi Kompleksinin Yükselişi”, a.g.e., s.6

[5] Todd Gitlin, “Soğuk Kuşatmadan Eğlendirmeye: Miki Fare ve Bruce Willis Burçların Altında”, a.g.e., s.8

[6] Joseph D. Duffey, “Soğuk Kuşatmadan Eğlendirmeye: Hollywood Usülü Bilgisizlendirme”, a.g.e., s.19

Yazarın Diğer Yazıları 13

Yorum Yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Etiket Bulutu

Bu blog Bersay İletişim Platformu ürünüdür. Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Yazarın adı bildirilerek, ve yazıya link verilerek bir paragrafı aşmayacak şekilde alıntı yapılabilir. Herhangi bir yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. © 2000 - 2009

Altyapı: Wordpress
Tasarım/Uygulama: Urbsz | Urban Interactive