İletişim Okumak
Etiketler: Hıfzı Topuz, Kültürel Çalışmalar, Ünsal Oskay
Haluk Şahin
Övünmek gibi olmasın ama, “kitle iletişimi” (mass communication) üzerine doktora yapan ilk Türk benim. Benim gibi UNESCO bursu ile 1967’de ABD’ye giden rahmetli Ünsal Oskay, Stanford’da “master” çalışması yapmıştı, doktorasını SBF’de tamamladı. Bir de ABD’de okurken adını duyduğum ama hiç tanışmadığım Oğuz Nayman var ki, o da sanırım doktorasını benden iki yıl kadar önce University of Wisconsin’de “gazetecilik” (journalism) üzerine yapmıştı. Değerli dostum Hıfzı Topuz’un Strasbourg Üniversitesi’nden alınmış doktorası da gazetecilik ve siyaset bilimi üzerinedir.
Bunu bir marifet olarak söylemiyorum, “hasbel kader” öyle oldu. Beni 1968 yılında bir yıllık UNESCO bursuyla gazetecilik üzerine Master yapmak üzere Indiana Universitesi’ne gönderdiler. Bir yılda bunun mümkün olmadığı anlaşılınca, bir asistanlık bularak, doktoraya devam ettim. Doktora programım Gazetecilik ve Radyo-Televizyon bölümlerinin ortaklaşa kurdukları yeni bir programdı. Bu Radyo Televizyon programı daha sonra adını değiştirerek Telekomünikasyon (Telecommunications) bölümü oldu. Bir başka deyişle, o yıllar iletişim alanının büyük bir kimya değişikliği ve arayış yaşadığı döneme denk gelir. Doktora tarihim 1974’tür.
Çeşitli Amerikan üniversitelerinde iletişim dersleri verilen bölümleri araştırırken en çok karşıma çıkanlardan biri Retorik ve Hitabet (Rhetoric and Public Speaking ya da Speech and Oratory) bölümleriydi. Bir çok yerde Tiyatro (Drama) dersleri de bu bölümlerde veriliyordu. Başlangıçta bunu garipsemiştim. Oysa bunlar taa Aristo’dan beri Batı eğitiminin vazgeçilmez saydığı bir alanın öğretildiği yerlerdi. Onların kendi seçkinleri için çok önem verdikleri “Toplumu etkilemek için nasıl konuşmak gerekir?” sorusunu bizim sistem nedense görmezden gelmeyi seçmişti.
Doktorayı aldıktan sonra üniversite hocası olarak ilk ders verdiğim bölümün adı İletişim (Communications) idi (Cleveland State). Bir süre sonra bölüm ikiye bölündü ve bir de Bireylerarası İletişim (Interpersonal Communication) bölümü oluştu. Kendileri de zamanla ayrı bölümlere gidecek ve isim arayışına girecek Halkla İlişkiler (Public Relations) ve Reklamcılık (Advertising) başlangıçta İletişim’in içindeydi. Bunların da zamanla bazı üniversitelerde Pazarlama İletişimi (Marketing Communication) bölümlerine katıldığını gördüm. Şimdi sanırım “Corporate Communications” terimini tercih ediyorlar. Geniş alanda büyüme, bölünme ve arayış sürüyordu. İletişimin disiplinlerarası bir alan olması nedeniyle çok farklı yerlerden giriş çıkışlar oluyordu. İletişim, kimi yerlerde bir sosyal bilim alanı, kimi yerlerde bir sanat, kimi yerlerde ise ortak bir konu idi.
İletişim teknolojilerindeki değişimler de bu konuları okutmak isteyen kurumların verdikleri adları etkiliyordu. Artık pek Radyo-Televizyon bölümü kaldığını sanmıyorum. Sinema-Video bölümleri bir ara çok artmıştı, onun da sınırlarına geldiğini sanıyorum çünkü eğitim Multi-media’dan yana. Bir zamanlar pek rağbette olan Kitle İletişim bölümleri de yalnızca İletişim bölümlerine dönüşüyorlar. Sürekli olarak Yeni Medya (New Media Communications) bölümü açıldığını Türkiye’deki deneyimimizden de biliyorum. Bunlar da kendi içlerinde yeni bölümlere ve bölümcüklere ayrılıyorlar: Web Tasarımı, Dijital Medya, İçerik Yaratımı, Grafik tasarımı gibi…
Başlangıçta bir çeşit “sanat mektebi” olarak (vocational school) yola çıkan iletişim eğitiminin kuramsal bir sıçramadan sonra Enformasyon toplumunun yeni proleteryasını eğitmek için tekrar başa döndüğü türünden iddialı gözlemler yapılabilir, ama yeri burası değil…
Bu arada sosyolojide eleştirel kuramın etkisiyle medyayı incelemek amacıyla kurulan Kültürel Çalışmalar (Cultural Studies) programlarını da unutmamak gerekiyor. Onların yükselişi de 1980-2000 arasındaydı. Bugün dahi zaman zaman karşınıza School of Communication Studies ve School of Media Arts gibi karma kurumlar çıkabilir.
Gazete öldü mü sorusuna verilen cevabın karamsarlığına rağmen Gazetecilik Bölümleri hala var. Öğrencileri azalsa da ayakta duruyorlar. Örneğin, Indiana Üniversitesi’nde benim Master yaptığım Bölümün adı hala School of Journalism ve 1980’lerde ders verdiğim Maryland Üniversitesi’ndeki kurum hala College of Journalism.
10 yıl sonra hala öyle mi olacak? Pek emin değilim.
İşte böylesine karmaşık ve devingen bir alanın yaşam boyu öğrencileriyiz. Rahmetli Kemal Tahir “Sabahleyin kalktığınızda kapı numaranızı bile kontrol edin!” dermiş. Ben de, iletişim okuduysanız mezun olduğunuz okulun adını arada bir yoklamanızda yarar vardır derim!
Yazarın Diğer Yazıları 24
- Haber Kaynakları, Demokrasi Pınarları
- İletişim ve İnovasyon: Her Şey 15 Dakikalığına Yeni Olacak
- Soruşturmacı Haberciliğin Büyük Kaybı: Mike Wallace
- İfade Özgürlüğünde Niçin Bocalıyoruz?
- Gazeteler, Hastaneler, Hapishaneler
- Medyada ve Siyasette Ödül-Bedel Denklemi Üzerine
- Twitter Yetmez! Ortak İletişim Etiğine Doğru..
- Twitter’da Sansür Nasıl Aşılır?
- Yaklaşan Meteor Ve Yarının Medyası
- Reytingsiz Günler Ne Getirir?
- Lütfen Reytinglerinizle Oynamayın!
- İstanbul’un Bir Sanat Pazarı Olarak Yükselişi
- BU FUARDAN ÖTE FUAR VAR MI?
- TİRAJ NASIL ŞİŞİRİLİR?
- İLETİŞİM MEZUNLARI NEREDE İŞ BULACAK?
- ÇERÇEVELERE DİKKAT LÜTFEN!
- Bozcaada’ya İmaj Ayarı Nasıl Yapılır?
- TÜRKİYE’DE MEDYA GÖREVİNİ YAPIYOR MU?
- Güncelliğin İstibdadı (2)
- Güncelliğin İstibdadı (1)
- Post-Medya Döneminde Gazetecilik
- Sosyal Medya ve Eğitim
- Tunus’un Hatırlattığı: Artık Hepimiz İletişim Merkeziyiz
- Hollywood, Bollywood, Greenpinewood
- Oktay Ekşi Bu Hatayı Nasıl Yapar?
- Köşe Yazarı Öldü Mü?
- Twitter ve Tevatür
- İletişim Okumak
- It is fundamental, Mr. Watson
- Flaş…Flaş…Flaş…Bu haber önemli değildir
Yorumlar
Etiket Bulutu
Videolog
Arama
Kategoriler
- Araştırma/ Makaleler (11)
- Eğitim-Estetik-Eğlence (130)
- Etkinlikler (44)
- Filmler (42)
- Kitaplar (44)
- Genel (325)
- Manşet (257)
- Söyleşiler (8)
- Takvim (215)
- Videolog (17)
- Konferanslar (16)
- Röportajlar (1)










Gazeteciliğin aslında bir pazarlama olduğunu ve yaygınlaşan bilgi teknolojileri ile bu gerçeğin çoğu kişi arafından fark edilmesiyle bu sürecin şekillendiğinini düşünüyorum. Geçmişte’de gazeteler propaganda araçlarıydı. Şimdi de öyle. Ama artık 3-4 faklı medya ile bilgileri kontrol edebilyoruz. Bu sayede biraz meraklı olan birey Gazetecilere değer vermemeye başlıyor. Çünkü gazetecinin alternatifi var. O da kendisi gibi bireylerden oluşan Sosyal Ağlar’dan bilgi almayı seçiyor. Artık dedikodu çağı başladı.
Medyanın aktif bir biçimde çalışması ve halkı bilinçlendirmesi için özgürce haber yapabilmesi gerekir. Baskıcı toplumlarda, kısıtlanan basın özgürlüğü değildir sadece. İnsanların asgari yaşam düzeylerine kadar inebilen bu anlayış, Önce halkın fakirleşme ve durumdan habersiz, geçim sıkıntısı içinde devinen bir toplum olmalarını sağlama şeklinde başlıyor.Daha sonra, aynı kaderdeki başka vatandaşlarla beraber basının da zamanında haber vermediğini baskılara boyun eğdiğini düşünerek ,bu yayın organı hangisi ise, o mecradaki yayıncılığa kulaklarını tıkıyorlar. Yani, habercileri susturmak geç gelen adalet gibidir. Bir gerçeği saklayarak engelleyemezsin. İstisnalar kaideyi bozmaz , kaideler birleşince istisna olur… Habercilikte budur…