İhtiyar Delikanlı | Bielog | Bersay İletişim Platformu Blogu

İhtiyar Delikanlı

23 Temmuz 2010 - Yazar: Duygu Ülgen - Kategori: Genel, Manşet

İhtiyar Delikanlı

Bildiği Çektiğine Yetmeyen Bir Adamın Öyküsü

Duygu Ülgen

Yaşamın kavranışına aracılık etmek gibi bir işlevi de yüklenmesi bakımından sanat, gerçekte, insanın yorgun ciğerlerine üflenen bir yaşam soluğudur, dilenirse, hem de  bir ömür boyu. Bedelsiz ödül olmaz. Bu soluğun da bir bedeli var hiç kuşkusuz: aklın ve gönlün sınırlarını zorlamak. Bu zorlanışın keyfini çıkarabildiği ölçüde insan nefes alır. Başka bir deyişle, aklının ve gönlünün sınırlarını esneten o tatlı, o ince sızılara izin verebildiği ölçüde…Bakmayı, görmeyi ve yorumlamayı bilene sinema sanatının öğreteceği çok şey var.  Öncelikle de yaşam bilgisi. Bu bilme biçimini tecrübe etmek için ısrarla usta gözlerin vizöründen dünyaya bakmayı denemeli insan.

Her defasında başka bir noktadan… kendi başınıza kalsanız asla bakamayacağınız bir noktadan… noktalardan… bambaşka noktalardan…Dünyayı farklı noktalardan tecrübe etmek için salt seyirci koltuğuna oturmak yetmiyor pek tabii ki. Sanat eserini anlayabilmek, onu bir kez daha yorumlayabilmek, çok farklı açılardan tekrar tekrar bakıp ulaşılması gereken o en üst noktayı kavrayabilmek hemen üzerinden atlanılabilecek bir eşik gibi değil. Her insan, doğal olarak, bu işlemi, kendi adına ve çoğu zaman eserin özüne değmeyen sayısız yorum biçimiyle, kendi dünya görüşü ve bilgisi çapında gerçekleştirmeye çalışıyor. Kendince. Yani soyutlama ve yorumlama yeteneği ölçüsünce.

Bir filmden alınan haz, kişinin o filmi anlayabilme gücüyle orantılı. Bu yüzden de o denli meşakkatli, o denli yorucu. Çok ciddi emek isteyen, zaman ve zemin, imkân ve tecrübe gerektiren bir iş bu. Daha da önemlisi çoğu kez usta birinin yol göstericiliğine gereksinim duyuran bir iş.

Bir filmi hakkını vererek yorumlayabilmek, yani konusunu ve mesajını çözümleyebilmek  için psikoloji, sosyoloji, felsefe, sanat, din, siyaset gibi faklı alanlara hâkim olmak gerekiyor.

Dolayım içeren kodları çözmek, imgeleri ve olguları doğru yerlerine yerleştirmek ve belki de en önemlisi filmin ne dediğini bir cümleyle özetleyebilmek… işte bütün nitelikler bir yorumcuda hevesten fazlasını gerektiriyor.

Bu kadarla kalsa yine iyi. Yerine getirilmesi gereken başka ayrıntılar da var: Örneğin ne yapıp edip yönetmenle bir  keşif turuna çıkmak ve mümkün olabildiğince yönetmenin dünya görüşünü, anlatım tekniklerini kavramaya çalışmak gerekiyor. Kişiliğini, geçmişini, yaşamını, yaşam felsefesini, kültür ve değerlerini, sanata ve sinemaya bakışını, vs.

Yönetmenin kendinde ve bu dünyada neyi aradığı, neyi kaybettiği, neyi bulmaya çalıştığı sezilince düğümlerin çözülmesi kolaylaşır.Bir sanat eserinin yorumlanması için bu koşulların yerine getirilmesinin hiç de gerekli olmadığını savunan kimselerin varlığından ben de haberdarım. Ama daha derine inmek olanağı varsa, niçin elimizdekiyle yetinelim ki?

 Yıllardır bu ölçütlere dikkat ederek bu konuda yol almaya çalışıyorum ve her adımımda bu işin adeta sonu gelmeyecek bir uzun koşuya dönüştüğünü görüyorum.  En çok zaman ayırdığım ve takip etmeye çalıştığım yönetmenler ağırlıklı olarak Avrupa ve Rus sinemasından. Yakın zamana kadar hiç yaklaşmadığım, yaklaşmayı bir türlü beceremediğim bölge ise -Akira Kurosawa dışında- Uzakdoğu oldu, yani Japon, Çin, özellikle de Kore sineması. Uzakdoğu sineması, sırf bazı önyargılarım yüzünden uzun süre tamamen ilgim ve bilgim dışında kaldı; ta ki bir gün tesadüfen bir Kim Ki Duk filmi izleyene kadar. Sonra arkası çorap söküğü gibi geldi. Özellikle Güney Kore sinemasının sıkı bir takipçisi oldum. Kim Ki Duk filmlerini izleyip bitirdikten sonra, bir gün Park Chan Wook’un “İntikam Üçlemesi”ne yolum düştü.

İyi ki düştü.

Old Boy (2004), yönetmenliğini Park Chan Wook’un üstlendiği intikam üçlemesinin ikinci filmi. Türkiye’de “İhtiyar Delikanlı” adıyla tanınıyor. Tarantino’nun da desteğiyle 57.  Cannes Film Festivali’nde “Grand Prix” jüri büyük ödülünü kazandı. İnsanın başına gelen en dehşet verici hâllerden intikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu sürükleyici bir şekilde sergileyen bir film İhtiyar Delikanlı. Biçimsel özellikleri ile dikkat çekici. Üçlemenin de en ünlü ve en sıkı filmi.

 Oh Dae-Su (ana karakter) bir gün kaçırılır ve tam 15 yıl boyunca bir odada sebebini bilmeden mahkum edilir. “15 yıl süreceğini söyleselerdi, dayanmak daha kolay olabilir miydi, yoksa dayanamaz mıydım?” sorgulamaları başlar ve sonra bilinmezlik ve belirsizlik duygusunun ağırlığını etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarır. Özgürlüğü ve hayatı tamamen elinden alınan bir adamın hikâyesi tüm acımasızlığıyla gözler önüne serilir. Kaderinin yaşattığı tezatlığın adıdır ihtiyar bir delikanlı olmak.  Gençlik yıllarında hızla yaşlanan, yaşlandıkça ise bir genç kadar cesurlaşan bir adamın öyküsü.

Sırf geçmişi üzerinden geleceğiyle yüzleşmek için kendisiyle savaşan bir adamın trajedisine tanık olmak bile gerçekten güç dayanılası bir durum. İki kişi arasında olan hiçbir şey sır değildir. Bu bilinen bir klişe. O halde üçüncü bir kişi daha gerekiyor. Tam da bu noktada İhtiyar Delikanlı, söylenmiş ve unutulmuş bir sözün bedelinin nasıl ödeneceğinin kanıtı gibi. Kendiyle ilgili olmayan konularda bile iletişimin sürekliliğini gözetenlere sağlam mesajlar var filmde. Bilmek dayanıklılığı artırır, bilinmezlik ise insanı ölmekten beter eder. İhtiyar Delikanlı da bildiği çektiğine yetmeyen bir karakterin ızdırabını anlatır.

İnsanı bekleyen en büyük tehlike, kendi deresinde boğulmak değil mi? Boğulanlar, kendi derelerinde boğulurlar. Başkalarının denizlerini geçerler, ama gelip yine kendi derelerinde boğulurlar. Tıpkı ihtiyar delikanlı gibi.

Yazarın Diğer Yazıları 17

Yorum Yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Etiket Bulutu

Bu blog Bersay İletişim Platformu ürünüdür. Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Yazarın adı bildirilerek, ve yazıya link verilerek bir paragrafı aşmayacak şekilde alıntı yapılabilir. Herhangi bir yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. © 2000 - 2009

Altyapı: Wordpress
Tasarım/Uygulama: Urbsz | Urban Interactive