DUYGU ÜLGEN
Bir tek insan yaşamına özgü o vadeli anlamsızlığı anlamlandırma çabaları içinde sanatın yeri tartışılamaz. Kimilerine göre hayatın bir yansıması ve/veya uzantısıdır sanat; kimilerine göre hayatın ta kendisi. Kimilerine göreyse bütünüyle bir yanılsamadan ibaret.
Sanat, gerçekliği ya kendi yöntemince apaçık ortaya sermeye çalışır ya da kendini var gücüyle gerçeklerden uzak tutarak büyülü bir dünya yaratıp gerçekliğe dair hiçbir delil bırakmaz. Öyle bir dünya yaratır ki sonsuz olmak istercesine efsunlu, akılla çözümlenemeyecek denli hayalci ve umut dolu…
Herkes hayatı olduğu gibi sanatı da kendi derinliği ölçüsünde yorumlar. Referanslar farklı, beğeniler göreceli, ortak duygu ve görüşleri bulmak ise sanıldığından çok daha zordur. Yorumlar her defasında bireysel eleklerden süzülerek dökülür beğeni havuzuna. Tabii ki burada belirleyici olan beğeniden de öte bilgidir. Bu dünyadaki arayışından ibaret olan insan, pekala sanatı da hayatı anladığı ve bildiği kadarıyla kavrayacaktır.
Sanat, gerçeğin insan doğasına sunduğu ağır yükleri hafifletme, yaşadığımız evreni az da olsa anlamlandırma ve pek tabii ki insanın insanı tanıma yolculuğundaki en önemli uğraş alanıdır. Kendini arayanlara veya kendinden geçmeyi/vazgeçmeyi becerebilenlere sunulan en büyük lütuftur. Düşüncenin, duygu ve sezginin en etkileyici ve en abartılı yorumudur sanat; bütünün parçası olduğumuzun ve hatta yaşadığımızın en büyük kanıtı.
Hayatı da bu yüzden onunla aldatmaz mıyız? Sanatla?
Aldatma ve aldanma ihtiyacımız olduğu sürece, nasıl ki hayata karşı kendimizi aldatıyorsak, hayatı da sanatla aldatırız. Yalnızlaştırdığı ölçüde yalnızlıktan kurtaran başka bir olgu var mıdır ki dünyada? Zamanı unutmanın en kısa ve etkili yoludur sanat. Aslında kendimizi unutmanın… Kendimizden kurtulma çabalarımıza ne de güzel çareler bulur. Kendimizden ve bazen yaşamamızdan… Üstümüze yapıştırılanları çıkarıp atmak, ruhumuzu özgürleştirmek ve ölümsüzleştirmek için bize can yoldaşı olur. Eksik ve yetersiz olarak geldiğimiz bu dünyayı tanımak, yorumlamak, çözümleyebilmek, tamamlanmaya çalışmak ve ruhumuza bir sığınak yaratmak için ihtiyacımız vardır ona. Zayıflığımızı ve acizliğimizi hatırlatırken, kangren olmuş, bitkisel, mekanik hayatlarımıza inat, onun, ruhumuzun sesiyle haykırmasına ihtiyacımız vardır aslında.
Sanatın öğretisi ve etki alanı, alabildiğince geniştir meraklısına. Sanat leke bırakır, kişinin üzerinden çıkmayan lekeler, rengarenk lekeler… Bu dünyada her duygudan, her düşünceden geçmeye, her şeyi bilmeye ve denemeye zamanımız ve şansımız olmadığını bilerek tüm cömertliğiyle sunar bambaşka dünyaları bize. Hiç başımıza gelmeyecek zannettiklerimize hazırlar, en tahammül edemediğimiz duygulara ve korkulara alıştırır, kaçtıklarımıza yakınlaştırır ve geçmişimize, anılarımıza olan sadakatimizi artırır. Zihnimizi ve gönlümüzü meşgul ederken çoğu zaman da huzursuz eder. Düşünmeye zorlar, kısa yoldan başka başka yaşamları satın alarak, başa çıkmayı, sonuçta bu hayata tahammül etmeyi öğretir.
İşte size Katharsisin sırrı!
Peki ya sanatın gücü? Sanat aracılığıyla sunulan bir bakışın, bir rengin, bir duygunun insana kattığı zenginliği ve üzerinde bıraktığı etkiyi kim yadsıyabilir ki? Estetik bir yorumla hangi güç, güzeli çirkin, çirkini bir o kadar güzel gösterebilir ki? Usta bir anlatımla, yeri gelir en kötüyü bile sever, en vicdansızı bile anlarız. İyilikte kötülüğü, kötülükte iyiliği, birbirine geçmiş birçok duyguyu aynı anda yaşarız. Sanat ve edebiyat, dahası sinema, müzik, resim, tiyatro, heykel, bale, opera veya şiir ve roman. Hiç fark etmez, hepsi de aynı yola çıkar. Hepsinin de yolu birdir. Hepsi birbirine bakan pencerelerden açılan ruhun rehberi gibidir.
O halde ruhumuza ihanet etmemek için hayatı sanatla aldatmaya devam!
Yazarın Diğer Yazıları 17
Etiket Bulutu
Videolog
Arama
Videolog
Kategoriler
- Araştırma/ Makaleler (9)
- Eğitim-Estetik-Eğlence (121)
- Etkinlikler (42)
- Filmler (39)
- Kitaplar (40)
- Genel (279)
- Manşet (210)
- Söyleşiler (8)
- Takvim (207)
- Videolog (16)
- Konferanslar (16)










