Ertuğrul Özkök´ü dinledim… | Bielog | Bersay İletişim Platformu Blogu

Ertuğrul Özkök´ü dinledim…

28 Şubat 2010 - Yazar: Bersay İletişim Enstitüsü - Kategori: Genel, Manşet
Etiketler: , , ,

UFUK TARHAN

21 Kasım 2009 akşamı Bersay İletişim Enstitüsü´nün gelenekselleşen ´´İletişimde Mükemmellik´´ seminerlerinin bu yılki ilk buluşmasında Sn. Ertuğrul Özkök’ü dinledim.

Özkök’ten kısa kısa notlarımı aktarıyorum;

- 2008’i; kendini ‘’Tanrılar Katında’’zanneden yöneticilerin, bir günde tepe taklak düşebileceklerini anladıkları ve yaşadıkları, 2009’u; Tanrılar Katında olduğunu sananların, ‘‘Bu devirde kimse padişah değil´´ i içine sindirmek zorunda kaldığı yıl olarak tanımlıyor.
(Özkök, bu başlıkta 20 Kasımda bir yazı da yazmış.
- Artık yeni bir dünyadayız, 2010 ve sonrası ‘’spiritüel yönlerini geliştiren yöneticilerin’’,
- Her şirketin, organizasyonun kendine has ‘’aurası’’ olacak diyor.

- Özkök, 1947’de İzmir’de doğar. Dar gelirli bir aile çocuğu olarak, fakir semtte yaşarken,
babasının cinliği sayesinde zengin semtte okula gider.
‘’Sınıflar arası geçişleri, farklı kültürler arasındaki yolculukları’’ ilkokul   yıllarında başlar.
- Koyu Demokrat partili (içten içe Çetin Altan hayranı) babasının;
‘’ailemizde hiç ünlü yok, belki meşhur olursun´´ telkini ile
üniversite’yi Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokulu’nda okur
- Bir yıl TRT´de muhabir olarak çalışır, o sırada ilk defa çıkan bir devlet bursu ile Fransa´da İletişim Bilimleri´nde doktora yapar.
- Döndüğünde Hacettepe Üniversitesi´nde 1986 yılına kadar öğretim üyesi görevini üstlenir.
- Ankara´da uzun süre Ecevit’in danışmanlığını ve metin, haber yazarlığını yapar. CHP nin dergisini çıkarır.
- O yıllarda, Ecevit hayranı, koyu sosyalisttir.
- Sonraki yıllarda koyu Turgut Özal hayranı olur. Hala da öyle.
- ‘’Bu Kalp Seni Unutur mu?’’ jenerasyonundan olduğunu söylüyor.
- Emre Kongar’ın birinci olduğu listede, Hacettepe’den tabutla çıkacak akademisyenler arasında yer alır. Sol köşesinde tabut resmi olan mektubu hala saklıyor.
- 12 Eylül ve Kenan Evren’in kendisini ölümden ve siyasete atılmaktan kurtardığına inanıyor.
- Bu yüzden tüm hayatım boyunca Evren hakkında kötü şey yazmaya elim varmadı diyor.
- Ankara´daki dönemin ardından Hürriyet Gazetesi´nde çalışmaya başlar.
- Çok genç yaşta Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni olur. 20 yıldır bu görevde.

- Elde ettiği ulusal, uluslar arası pek çok başarıya rağmen hala kabuslar görüyor.
- En korkutucu olanı; ‘’Ankara’da dar gelirli zamanlarının tek ulaşım aracı, sarı ışıklı tabelası olan
Çin Çin Bağları dolmuşuna yeniden bindiğini görmek. Solgun, ölgün, sisli, puslu Ankara akşamlarında çamura bulanmış botları, paçaları ile o dolmuşlarla eve gitmek.
- Günde ortalama hakkında en az yetmiş tane kötü haber, sövgü çıkıyor.
- Bunları okuyarak, bu kadar odak noktasında kalarak psikolojisini korumayı öğrendiğini
artık eskisi kadar etkilenmediğini belirtiyor.
- Darlandığı zamanlarda Mahler´in ‘Ölmüş Çocuklar Şarkısını dinliyor.
Bunu da yazmış.

- 80-90 lar finans sektörleriyle şişen, tanrılar katına çıktığına sanan insanların yılları oldu
- Şimdi onların düşüşünü ve ‘’sosyal bilincin, toplumsal sorumluluğun’’
geliştiğini gördüğümüz, yaşadığımız yıllar olacak,
- Önümüzdeki 10 Yılda insanlar ‘’inanç sistemlerinde’’ çok derin dönüşümler yaşayacak,
- ‘’Sosyal İçerikli Devlet’’ yapıları gelişecek diyor.
- ‘’Lego’’ ya da ‘’Ego’’ dinler gelişeceğine inanıyor. Bu konudaki yazısı için lütfen burayı tıklayın

- Ahmet Hakan’la yaptığı Umre gezisinden çok etkilendiğini belirtip, herkes bunu yaşamasını öneriyor.
- Tavaf’a giderken ihram giydiğinde, kendisini en az 15 yaş yaşlı ve çökmüş gördüğünü,
hem bu şekilde fotoğraflarının yayınlanmasından korktuğu,hem de Ahmet Hakan’dan icazet aldığı için beyaz pantolon ve t-shirt’le tavaf ettiğini anlatıyor.

Tavaf sırasında, müthiş insan kalabalığının akışındaki, ´´düzensizliğin, kaosun içindeki düzenin´´ kendisini çok etkilediğini ve yukarıdan nebula´gibi göründüklerini düşündüğünü belirtiyor.

(Nebula: Uzayda bulunan gaz bulutsularına verilen isim. Yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutları, gökadaların temel bileşenlerindendir)

-  Medya-siyaset ve ekonominin her zaman birbirine mecbur ve iç içe olduğundan
- Medyanın siyaseti hiçbir zaman mutlu edemeyeceğinden,
- Siyasetçilerin medyadan tatminsiz bir yandaşlık beklentisi olduğundan,
- Medya ve siyasetin birbirinden korktuğundan ve dönemsel olarak güç dengelerinin sürekli değiştiğinden bahsediyor.
- Tıpkı dün yapılan bir sürü etik dışı, saldırgan uygulamanın bugün ayaklara dolandığı gibi, bugünkülerin de yarın dolanacağını hatırlatarak, ilgili mercilere ‘’akıllı olalım’’, ‘’birbirimizi hırpalamayalım’’ mesajları veriyor.
- Yayın yönetmenlerinin yetkilerinin ve etkilerinin arttığına değiniyor.
- ‘’Ben gazeteciyim, özgürce yazarım’’ diyen gazetecilerin yazdıklarının ceremesini,
gazete patronları ve yöneticileri çekiyor. Bu tip alanlarda eskisi kadar toleranslı olma lüksümüz kalmadı diyor.
- Erol Simavi’nin yıllarca önce Gönül Yazar’dan çocuğu oldu. Herkes biliyordu, tek bir mecrada yazılmadı.
Bugün Aydın doğan böyle bir şey yaşasa, internet aracılığıyla çocuğun ilk ultrason görüntülerinden başlamak üzere tüm detaylar anında dünyanın haberi olur diyerek
- Artık farklı bir dünyadayız’ın altını bu açıdan da çiziyor.

- Davos’a gelenlerin profilindeki değişimi ve özgüvenledeki çöküşü, süngülerdeki düşüşü anlatıyor.
- Geçen yıllarda ´´şusi, şarap’’ konuşanlar,
bu yıl ‘’social welfare’’, ‘’işsizliği nasıl çözeceğiz?’’
‘’dünya kaynaklarını daha adil nasıl paylaşırız?’’ diye tartışıyorlardı diyor.

- Allah kimseye kendi dinlenmiş ve kayıt edilmiş sesini dinlemeyi nasip etmesin deyip, böyle bir felaketi düşmanına bile dilemiyor.

- Artık Ergenekon okunmuyor. Halk bıktı diyor
- Daha çok magazin ve eğlenceli a-politik haberlerin okunduğuna,
insanların ilgisinin derin konulara olmadığına dikkat çekiyor.
- Kelebek en çok okunan yayınımız diyor.

- Kendisini mütevazi, sıkılgan, normal, sıradan gördüğünü belirtiyor.
- Zaman zaman yapılan ayrıcalıklardan utanıp, ezildiğini, hatta tahminlerin aksine herhangi birinin kolayca yapacağı şeylerde zorluklar yaşadığını, zarar gördüğünü anlatıyor.

Özkök; özellikle Özal sonrası Türkiye´de ´´girişimcilik´´ ruhunun çok geliştiğini belirterek, 2010 ve sonrasından çok umutlu olduğunu söyleyerek, söyleşiyi bitirdi.

Dinlemekten keyif aldım. Sakin, abartısız, yalın, akıcı bir aktarımı var.

Yazarın Diğer Yazıları 1

Yorum Yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Etiket Bulutu

Bu blog Bersay İletişim Platformu ürünüdür. Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Yazarın adı bildirilerek, ve yazıya link verilerek bir paragrafı aşmayacak şekilde alıntı yapılabilir. Herhangi bir yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. © 2000 - 2009

Altyapı: Wordpress
Tasarım/Uygulama: Urbsz | Urban Interactive