Düşman, Tüketim Toplumudur/Bölüm 3 | Bielog | Bersay İletişim Platformu Blogu

Düşman, Tüketim Toplumudur/Bölüm 3

19 Nisan 2010 - Yazar: Bersay İletişim Enstitüsü - Kategori: Genel, Söyleşiler

Jacoques Cousteau

Batı televizyonlarını 60’lı ve 80’li  yıllar arasında  izlemiş olan  herkes Jacoques Cousteau’nun  yedi düveli dolaşmış olan Calypso Araştırma Gemisi’nden yürütülen ünlü “Sualtı Serüvenleri” nin hayranı olmuştur. Şaşırtıcı olmasa gerek; doğal çevre ile son derece içli dışlı olan Cousteau, yaşamının ileriki yıllarında sanayileşme ile tüketiciliğin bedelleri ortaya çıkmaya başladığında köktenci bir ekolojist olmuştu. 1997 yılında kaybettiğimiz bu ünlü okyanus bilimciyle 1996 yılında, Paris’teki Cousteau topluluğu bürosunda Nathan Gardels’ in gerçekleştirdiği söyleşinin üçüncü bölümünü yayımlıyoruz.

Gardels: G7 ülkelerinin pek çoğunda insanların arabaları, buzdolapları var. Peki 1 milyon Çinli de bizim gibi tüketiciler haline geldiğinde – bırakalım aynı malları tüketmeyi, yalnızca beslenmelerini çeşitlendirseler bile – dünyanın hali ne olur?

Cousteau: Eğer Çinliler düzenli olarak balık yiyecek denli yüksek bir beslenme düzeyine ulaşırlarsa, okyanuslar onları besleyemez.

Daha ben yaşarken, denizleri kurutmuş durumdayız.

Dalışlara başladığımda, tüm deniz ürünleri – kabuklular, tuzlu ya da tatlı su balıkları – dünya protein tüketiminde onda birlik bir yer tutuyordu. Üstelik o zamanlar yeryüzünde bir milyar yedi yüz milyon kişiydik. Günümüzde ise balıkçılık sanayi karmaşıklaştı ve daha etkin oldu. Balık sürüleri elektronik olarak izlenebiliyor; balıkların yıl yıl nerede ve ne zaman üreyeceğini biliyoruz. Ama artık beslenmesi gereken beş milyar insanız.

Bunun da sonucu olarak, dünyanın toplam balık rekoltesi, insanların toplam protein tüketimin yüzde üçünü karşılar hale gelmesidir. Bu da yüzde 3’ten yüzde 1’e inecek, en sonunda biz 10 milyon kişiyi bulduğumuzda yok olup gidecektir. Denizin üretim yeteneğini yok etmiş olacağız.

Şu anda, fiilen dünyada tüm balıklar Batı tarafından yakalanıyor. Bir zamanlar kıyı şeritlerindeki ilkel halkları besleyen balıklar, şimdi Batı’nın kentli tüketicilerine satılıyor. Bu bir kültür mü karşı-kültür mü?

Bunlar balıkçılık hakkındaki gerçekler. Dolayısıyla, Çin’in denizlere dayanarak ayakta kalması olanaksız. İmkanı yok. İşaret ettiğiniz üzere, Çinliler’in yarısı araba sürmeye başlasa, gezegendeki atmosfer gazlarının istikrarlarını koruyabilmeleri de olanaksız.

Çin’den söz ediyoruz, çünkü bu ülke, dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla arttığı yerler arasında. Sorunuz şunu ima ediyor: 10 milyon insanın yaşadığı bir dünyada, herkesin talihi aynı olabilir mi? Mümkün değil. Yeterince besin, enerji ya da yaşam alanı olacak mı? Bazı yerlerde öldürücü yokluklar yaşanacak, ama evet, eşitsizlikleri azaltabilirsek, gezegenimizde tahammül edilebilir yaşam koşullarının oluşturulabileceğine inanıyorum.

Kastettiğim “eşitlik” değildir. İnsanlar eşit değildir. Bazıları diğerlerinden daha yükseğe, hatta 20 kez daha yükseğe sıçrayabilir. Toplumda insanlar 10/1’lik bir farklılık oranına tahammül edebilir, ama 2000/1’lik bir eşitsizliğe edemez. Bugünkü gibi 60 insanın, tüm Afrika ülkelerinden daha fazla servete sahip oldukları bir dünyayı insanlar kabul etmez.

Peki büyük hayvanlar, zürafalar ya da filler için ne demeli? Dolaşacak, yiyecek, yaşayacak alan kalmayacağından, ilk ölenler onlar olacaktır. Aynı çevre koşulları için rekabet eden çok sayıda insan söz konusu olacaktır.

Onlar için yapılabilecek tek şey, Nuh’un Gemisi niteliğinde bir tür sığınak yaratmak, her türden bir çifti, ulaşılamayacak bir hayvanat bahçesine kapatmaktır.

Bu da bence gelecek insan kuşaklarının karşılaşması olası bir manzarayı anlatıyor.

Gardels: Kültürün karşı-kültürü yenemediği bir durumda, insanoğlunun yazgısının, filmlerinizde konu ettiğiniz Easter Adaları’ndaki insanların yazgılarına benzeyeceğini ileri sürüyorsunuz, öyle mi?

Cousteau: Evet. Easter Adaları, değişmediğimiz durumda tüm Yeryüzü’nün neye benzeyeceğini anlatan bir metafordur. Easter Adaları’ndan çıkan ders şu: kaynak kıtlığı üzerine gelen eşitsizlik, soykırıma, toplumsal çöküşe yol açar.

Bu da sır değil. Easter Adaları’na 7. yüzyılda 50 insan yerleşmişti ve nüfus 17. yüzyıla geldiğinde 70.000’i bulmuştu. Bu 10 asır sonunda tüm ağaçları kestiklerinden yağmurlar tüm toprağı silip süpürdü, kendilerini besleyemez oldular.

Toplum rahipler, denize bakan büyük putların yontucuları ile köylüler olarak bölünmüştü. Bu küçük adadaki kıtlığın sonucu olarak toplumsal düzen yıkıldı ve rahipler ile yontucuların ayrıcalıklarına karşı topyekün bir savaş başladı. Adanın bir köşesindeki mevzilerine sığınan bu kesimler, sonunda köylülere yenildi ve yok edildiler.

Köylüler pek çok insanı öldürdü – ve yedi – çünkü hiç yiyecekleri yoktu. Bundan sonra, nüfus azaldı ve ikinci bir ekime gidilse de verimli olamadı. İnsanlar, olanların, Tanrı’dan gelen bir uyarı olduğunu anladılar: Aşırı nüfus doğal çevreyi, kültürü yok etmiş, soykırıma yol açmıştı.

Easter Adaları deneyimini, tüm gezegen için geçerli olabileceklere ilişkin bir uyarı olarak kabul edebiliriz.

Yazarın Diğer Yazıları 1

Yorum Yaz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Etiket Bulutu

Bu blog Bersay İletişim Platformu ürünüdür. Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Yazarın adı bildirilerek, ve yazıya link verilerek bir paragrafı aşmayacak şekilde alıntı yapılabilir. Herhangi bir yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. © 2000 - 2009

Altyapı: Wordpress
Tasarım/Uygulama: Urbsz | Urban Interactive