Bilgilenmek ya da Cahil Kalmak Artık Kişinin Kendi Tercihine Kalmıştır
Prof. Dr. Ali Murat Vural
Bilgilenmek ya da Cahil Kalmak Artık Kişinin Kendi Tercihine Kalmıştır
Bugün, orta yaşta bir insanın, orta yaşa gelinceye kadar doğanın işleyişi hakkında edindiği bilgi birikiminin, tüm insanlığın 5 bin yıl boyunca edindiği bilgiden daha fazla olduğu kabul edilmektedir. Araştırmalara göre, dünyadaki toplam bilginin ikiye katlanma süresi yalnızca 18 aydır. Yine bir iddiaya göre, dünyada bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm bilim adamlarının yüzde sekseni bugün hayatta bulunmaktadır. Bir hafta sonunda günlük gazetelerin tümünü okuduysanız sizden 200 yıl önce yaşamış atalarınızın tüm hayatları boyunca öğrendiği bilgiye eş değer bilgiyi yalnızca iki günde edinmiş oluyorsunuz.
Bunlar ne anlama geliyor? Bunlar, açık ve net bir şekilde söylemek gerekirse, insanlığın bilgi çağını yaşadığını, toplumların bilgi toplumu oldukları anlamına gelmektedir. Bir toplumu diğerlerinden üstün kılan faktör, o toplumun ne oranda bilgiye sahip olduğudur. Bilgi çağı ve bilgi toplumunun en önemli özelliği, bilgiye hakim, bilgi üreten, bilgiye en hızlı ve en doğru biçimde ulaşan bireylerden oluşmasıdır. Bilgiyi yalnızca depolamak yerine örneğin yalnızca kitaplara, ansiklopedilere, raporlara ve kütüphanelere yazıp koyan değil, bilgiyi etkin ve verimli bir şekilde kullanan, hayata geçiren bireylerden oluşmasıdır. Bireylerinin, kullandığı bilgi ile öğrenme yöntemleri arasında ilişki kurarak yeni bilgiler üreten ve edindiği bilginin bir kısmını günlük olarak tüketen toplumlar olmalarıdır.
İnsanlık önce tarım devrimi ve buna bağlı uygarlıkları, daha sonra sanayi devrimi ve bunun ortaya çıkardığı uygarlıkları ve şimdi de bilgi devrimi ve bilginin ortaya çıkardığı uygarlıklar dönemini yaşamaktadır. Yirminci yüzyılın başında, tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşümü yaratan insanlık, yirminci yüzyılın sonunda, sanayi toplumundan bilgi toplumuna dönüşme sürecine girmiş bulunmaktadır. Geçtiğimiz yüzyılda, sanayileşme kervanına katılabilen toplumların ulaştığı refah düzeyi; öyle gürülüyor ki yirmibirinci yüzyılda ancak bilgi teknolojisi kervanına katılabilenler için söz konusu olabilecektir. Bilginin kazandığı değer ve önem, bilgi toplumu olabilmeyi başaranlara büyük bir güç ve olanaklar dizisi sunarken, bu güce ve olanaklara sahip olamayan toplumlar içinse bir tür yeni sömürgeleşme döneminin başlaması olarak görünmektedir.
Aslında bir anlamda sözü edilen toplumsal değişimin bugünkü gibi son derece hızlı bir biçimde gerçekleşmesinin nedenini, bilginin tarihte benzeri görülmemiş bir hızla artması ve yayılmasına bağlamak da mümkündür. Bir bilgisiyarın üretiminin yüzde yetmişinin bilgi, yüzde onikisinin ise işçiliğin katkısıyla gerçekleştiği bir dünyada, artık hiçbir şeyin eskisi gibi günü kurtarmaya yönelik politikalarla, girişimlerle devam edemeyeceğini, herşeyin insan gücü ile çözümlenemeyeceğini, sorunların üstesinden tek adam modeliyle gelinemeyeceğini görmek gerekiyor.
Tüm buraya kadar aktardıklarımızla neyi anlatmak istiyoruz? Anlatmak istediğimiz aslında şu: Görüldüğü gibi artık her birey, toplum ve kurum kendini yeni çağa uygun bir biçime, yeni çağda yaşayabilir, ayakta kalabilir ve diğerleriyle rekabet edebilir bir düzeye getirmek zorunda. Getiremeyenlerin sınıfta kalacağı, elenip gideceği açık. Tüm vatandaşlarımızın bunu görmesi, bu değişimi görebilmesi gerekiyor. Yelkenlerini yeni rüzgarla doldurması gerekiyor. Bu ülkenin insanları doğaları gereği ikinci sınıf toplum, ikinci, üçüncü dünya ülkesi muamelesi ile yaşayamaz. Bu ülkenin insanları dinamik, heyecanlı, kabına sığamayan, değişimden yana özellikler taşır. Yeter ki uyansın.
Çok açıktır ki bugün yaşadığımız ekonomik, siyasi, kültürel bunalımlar, toplumsal değerlerimizin gittikçe kaybolması, ülkeyi yönetenlerin bakış açısı, niteliği, bilgi kapasitesi, kültür düzeyi, kişiliği ve kimliğiyle de ilişkilidir. Bunalımlar, kayıplar, sıkıntıların da en önemli nedeni bilgisizlikten ve bilgisiz kişilerden kaynaklanmaktadır. Herşeyi ülkeyi yönetenlerden, devletten bekleme dönemi bitmiştir. Artık herkesin kendi bilgi düzeyini en yükseğe çıkartma, kendi başarasından sorumlu olma ve hiç durmadan kendisini eğitip yetiştirmesi dönemidir. Bilgilenip daha başarılı ve mutlu bir birey olmak ile bilgiden uzak durup cahil kalıp, sorunlar içinde boğuşan bir birey olmak, artık kişinin tercihine kalmış bir sonuçtur. Bu sonucun sorumlusu artık kişinin kendisidir, başkası değil.
Yazarın Diğer Yazıları 26
- Aslında Olup Biten İtiraz Demokrasisidir Ama Arkası Yoktur…
- En Az Güven Duyulanlar: Medya, CHP, Politikacılar
- Siyasetin Meselesini Sahiplenen Bir Medya İletişimin Aracı Olamaz
- Bunca Üzüntüye Sıkıntıya Dayanabilecek Bir Millet Olmak…
- Yüzde Sekseni Karşılayan Vergi Mükellefi Beşbin Değil de Onbin Olsaydı….
- Eğer Bu Rakamlar da Sizin İçin Bir Anlam İfade Etmiyorsa…
- Yapılırken Susup Yapıldıktan Sonra Ahkam Kesmek Daha Keyifli Değil mi?
- Biraz da “Demokrasinin Neresindeyiz?” Konusu Tartışılsa da Öğrensek…
- Tarihteki Olaylar ve Kişiliklerle Hesaplaşmanın Dayanılmaz Hafifliği…
- Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olan Bir Muhalefet Anlayışıyla…
- Vak’alar ve Sonuçlar Üzerine Konuşmak İşin Kolay Yolu.
- Cumhuriyeti 10. Yıl Marşı İle Kutlasan Ne Olur Kutlamasan Ne…
- Amerikalılar Niçin Tank Kullandı ya da Bir İletişim Mecrası Olarak Çağdaş Sanat
- Adamlar Bir Askerine Karşı Bin Kişi Verirken…
- Basın Özgürlüğü Gazeteciye mi Aittir Yoksa Vatandaşa mı?
- Ölü Bir Beden Üzerinden Gazetecilik Yapmak…
- Y Kuşağının Karşısına Çıkan Öğretmen Yönetici Amir İş Adamı vs.
- İşlev ve İtibar Kaybındaki Meslek Örgütleri…
- Milli Misak Meselesini de Artık Tartışsak mı Acaba?
- Büyük Devlet Olmanın Gereğini Yapabilmek
- Mesele Oynayanlarda Değil, Oyuna Gelenlerde…
- Büyük Toplum Olmak O dur ki….
- Tutarlılık, Adalet, Denetim ve Devamlılık Sağlanamadığı Sürece…
- Hangi Toplumsal Sınıf Memleketle Daha İlgilidir Sizce?
- Gökteki Yıldızlar Yere İndirilip Dokunulmazlara Dokunulunca…
- Gazeteci mi Kamuoyunu Yönetir Kamuoyu mu Gazeteciyi?
- Türkiye Değerler Araştırmasını Okuyamayan Türk Aydını Meselesi…
- Medya Tüm Ülkelerde İtibar Kaybında. En Çok da Türkiye’de…
- Gerginlik Sarmalının Sonu Yoktur…
- Sormuşlar: “CHP’ye Oy Verme Nedeniniz Nedir?”
- Yargıyı Suçlamadan Önce Yasayı Yapanı Görmek Gerek
- Siyasetin Dilinin ve İletişim Yöntemlerinin Değişmesi Gerekiyor
- İşte Asıl Şimdi Uzlaşma Becerisini Hayata Geçirme Zamanıdır
- Gelin Memleketin Gençliğini Yakından Tanıyalım
- Simav Depreminin Birkez Daha Gösterdiği
- Bir Hatırlatma ve Hakkın İadesi…
- Urfa Valisi Nuri Okutan Diyor ki…
- Bir Devlet İtibarını Nasıl Kaybeder?
- Seçim Beyannameleri Aslında Birer Gelecek Tasarımıdır
- Anayasanın Değişmez Denilen Maddelerini Değiştirme Mücadelesi
- Emanete Sahip Çıkacağım Diye Koltuğa Sıkı Sıkı Sarılınca…
- Topluma Hasar Veren Kişilikler
- Her Şey Yasalara Uygunsa Neden Rahatsız Oluyoruz?
- Halkın Gündeminde ve Gönlünde Yer Alamayınca…
- Ah Şu Meydanlar, Salonlar, Kalabalıklar…
- Arap Halklarının Ayaklanmasını Anlayabilmek…
- İnsani Gelişmişlikte 83. Sırada Olmak…
- Şu Anadil İle Oynanması Meselesini Anlasak…
- Memleketin İlk Dört Meselesi…
- Sağduyunun Haykırışlarını Okuyabilenlerle Okuyamayanlar
- Ölümlü / Yaralanmalı Kaza Yapan Sürücülerin Yüzde 78’i İlkokul Mezunu
- Adaleti Kaybetmeyeceğimiz Yıllar Dileğiyle…
- “Yol Kesip Okuma Öğretiyor…”
- Sorun Toplumda Değil Aydında
- Yumurta Atan Üniversiteli Gençler Meselesi…
- T.C. İle Kavga Etmek İşin Kolay ve Keyifli Yolu
- Siyasetin Bu Dili Değişmediği Sürece…
- “Baba Beni Okula Gönder” Diyen Kızların Olduğu Bir Ülke…
- Siyasal İletişim Neden Yapılır?
- Mış Gibi Yapmak Meselesi…
- Medyanın Görmezden Geldikleri Şimdi Medyayı Görmezden Geliyor
- Varlık İçinde Yokluk Çeken Bir Türkiye
- Genç Nüfusumuz Rekabetçi Avantajımızken Dezavantaja Dönüşmeden…
- Değişim Değil Dönüşümdür Bu Yaşanan
- Partiyi Özel Mülkiyeti Gibi Görenlerin Siyasete Verdiği Zarar…
- Kampanya Anlayışını Bile Değiştirmesi Gerekiyor…
- CHP ve Seçmeni…
- Arapların Demokrasimize Olan Hayranlığı
- Zafer Büyük. Ama…
- Bilgilenmek ya da Cahil Kalmak Artık Kişinin Kendi Tercihine Kalmıştır
- Üç Yeni Silahşör / New Three Mu/screen/eter (Musketeer)
- Köşe Yazarı…
Yorumlar
Etiket Bulutu
Videolog
Arama
Videolog
Kategoriler
- Araştırma/ Makaleler (9)
- Eğitim-Estetik-Eğlence (121)
- Etkinlikler (42)
- Filmler (39)
- Kitaplar (40)
- Genel (279)
- Manşet (210)
- Söyleşiler (8)
- Takvim (207)
- Videolog (16)
- Konferanslar (16)











Merhabalar Hocam,
TSK o kadar da temiz değil. Nato ordusu bizim ordumuz. Herkesin bir subay tanıdğı vardır. Herkes bilir ki ABD’den icazet almayan hiçbir subay Orgeneral olmamaz bu melekette. Bunun aksini ispat eden bir örnek bile Türkiye’de yoktur. Emekli olan subaylar sayısız ihanetler anlattılar kitaplar yazıdılar. 300 teröristi sarıp imha etmek üzereyken Ankara’da bir emirle çok teröristin hayatı kurtarılmıştır.
Bu şu anlama da gelmez: O zaman TSK’yı da Fatulllah Efendinin Cemaati ele geçirsin ve adam etisn. Tabi ki buna karşıyız. Ama önce teşhisi doğru koymamız gerekir. Artık TSK kimsenin uydu ordusu olmasın. Türk Ordusu, türk milletinin emrinde olsun.
Şuan hükümetimiz tüm günahı orduya yıkıyor. Ama kimse demiyor ki “kardeşim bu memleketi TSK mı yönetiyor yoksa T.C Hükümet mi? ” Türkiye’deki her türlü sorundan hükümet sorumludur. Anayasa’nın özünde bu var. Terörle ilgili bir sorun çıktığından ne zaman Milli Savunma Bakanı çıkıp hesap verdi ya da sorunun çözümüne yönelik hesap sordu. Tabi ki bunlar olmadı. Öyleyse bizim memleketçe sorunumuz: Yönetim Sistemimizin sağlıklı çalışmamasıdır. Türkiye’nn yönetim sorunu vardır.
AKP hükümetinin çok iyi yaptığı bir şey var: Kendisi için tehdit gördüğü kurumların hatalarını çok iyi kullanıyor. Ve bunu iç sayette hep propaganda aracı olarak kuruyor hem de hedef aldığı kurumu etkisiz hale getiriyor. Özetle AKP propaganda ve poltikayı gereğinden çok daha iyi yapıyor. Sistemin açıklarını kullanıyor, sisteme sızarak sistemin ta kendisi oluyor. Ş
AKP’yi dengeleyecek bir parti şuan olmadığı için bu durumun böyle davam edeceğini inanıyorum. CHP ve diğer partilerde şuan için hiçbir umut yok. Şuan milliyetçi bir parti(mhp gibi hadım edilmiş ve içi boşaltılmış bir milliyetçilikten bahsetmiyorum)
2011′de maclise girmesi olası .O zaman AKP biraz dizginlenecektir. Artık bakıp göreceğiz. Kürtlere yapılan inanılmaz tavizler ülkenin çoğunluğunda derinden bir rahatsızlık yaratıyor. O zaman AKP biraz dizginlenecektir.
AKP’nin bilerek ya da bilmeyerek beslediği milliyetçilik gelecekte Kürtlerin geçmişte ermenilerle aynı kaderi paylaşmalarına neden olacağa benziyor. Çünkü artık Türkler arasında da “kürtlerle yaşamak istemiyoruz” sesleri derinden hissedilmeye başladı. İstanbul ve diğer büyük şehirler yaşayan kürtlerin(zenginler dahil) sürülmesi artık fantaziden çok bir zorunluluk halini aldı. Çünkü başka çözüm yolu yok.